Evlilik törenleri, Sünnet Törenleri, Geleneklerimiz... Dünürlük, Söz kesimi, Nişan, Görümlük, Çeyiz Asma, Tel Kesme, Kına Gecesi, Kına Türküleri, Düğün, Duvak, Gelin Gezdirme, Doğum, Göbek Adı, Göbek Bağı, Kulağa ezan okuma, Bayrak Dikmek, Kırklama, Kına Yakma...

EVLİLİK TÖRENLERİ

EVLENME ÇAĞI : Eskiden evlenme çağına gelen genç, evlenmek istediğini genellikle örf, âdet ve geleneklerine bağlılığı, anne ve babaya olan hürmeti gibi sebeplerden dolayı ebeveynlerine söyleyemez; ancak bu durumu, çeşitli olaylarla ve hareketlerle anlatırdı. Ağzına kadar dolu su bardağını dökmeden getirmek, ayakkabı çakmak, pilâva kaşık saplamak ve ayakkabıya su doldurmak gibi hareketler, en meşhur olan âdetlerdi. Baba su istediğinde evlenmek isteyen genç, bardağı silme doldurur ve dökmeden babasına ikram eder ki bu, delikanlının artık evlenebilecek çağa geldiğinin en kibar işareti idi. Babanın ayakkabısını eşiğe çakmak (biraz saf gençlerin yaptığı hareket) , yemekte anne ve babadan birinin veya ikisinin de bulunduğu sofrada, kaşığı pilâva batırıp gitmek ve babanın ayakkabısını su ile doldurmak gibi asî hareketler yapmak, eskiden evlenmek isteyen gençlerin yaptığı geleneksel, ilginç denilebilecek hareketlerdendi.

DÜNÜRLÜK (Kız istemek): Tanışarak veya görücü usûlü ile yapılan dünürlüklerde; "Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istemeye geldik.” şeklinde başlayan ilk kız isteme olayı, kız evinin; ”Büyüklerimiz var, onlara danışalım.” şeklinde verdikleri cevap ile başlardı. Kız da istekli değilse tatsız kahve, istekliyse tatlı kahve ikram ederek durumunu anlatmaya gayret ederdi. Dünürlüğe gelenlere ev çıkışında misafir ağırlamak için söylenen “Yine gelin, yine buyurun.” gibi deyimler, dünürlere ümit vermek anlamına geldiğinden genellikle söylenmez, dünürler ikinci kez geldiklerinde “evet” denilecekse, güler yüz tatlı dille sohbet edilir, dünürlerin ayakkabıları çevrilir, ”Nasipse olur.” denilerek misafirler uğurlanırdı. Dünürlerin üçüncü defa gelişlerinde, genellikle söz kesilirdi.

SÖZ KESİMİ : Söz kesiminin diğer adı da “küçük nişan”dır. Söz kesiminde en önemli gaye; iki ailenin birbirlerini daha iyi tanımalarını sağlamaktır. Yakın akraba ve çok samimî dostların katılımıyla gerçekleşen törende, öncelikle kız evinin istekleri ve damat evinin dilekleri konuşulur. Her ne kadar iki aile birbirleriyle samimiyet kuramamış olsalar da; gelin adayı ve arkadaşları samimiyet ifadesi olarak ilk şakalarını damat adayına yaparlar. Damada tuzlu kahve veya tuzlu çay ikram edilir. Bazı damatlar, işi pişkinliğe vurarak “Tuzu az olmuş, biraz daha tuz katın” diyerek içeceği gönderirler. Bazıları ise ezilir, büzülür, terler, hatta olayı daha önceden bilmedikleri için "Hatayla tuz konmuştur, nişanlımı utandırmayayım” düşüncesiyle tuzlu kahve veya çayı içerler (Söz kesimi gelenekleri, eskiden olduğu gibi bugün de devam etmektedir.).

NİŞAN : Söz kesilip küçük nişan yapıldıktan sonra, kız evinin (gelin adayı) istekleri öğrenilir. Damadın akrabaları,samimî dostları, köylerde tüm köylü, nişan için ilân edilen günde, kız evine giderler. Köylerde genellikle köy muhtarının da bulunduğu nişan töreninde, damat evi tarafından gelin adayına takılacak takıların muhtar tarafından tespiti yapılır. Damadın akrabaları ve yakın arkadaşları, takılarını takarlar.Köylerde damat tarafından getirilen çay ve kahve; tüm köy erkeklerine ikram edilir. Erkeklerin görevi sona ermiştir. Kız evinden çıkılırken ev çıkışına gelinince, damadın babasının, yakın akrabalarının ve samimî olduğu arkadaşlarından bazılarının ayakkabıları saklanmıştır. Saklanan ayakkabıların bulunması için ayakkabıları saklayan kız evinin çocukları, bahşişlerini alır ve ayakkabılar bulunur. Köy kadınları, kendi aralarında eğlenerek geline hediyelerini takarlar. İlçe merkezinde ve bazı köylerde ise nişan töreni, erkek ve kadınların müştereken katıldığı merasimle yapılır. Nişanlı gençlerin yüzük kurdeleleri, ağzı laf yapan ve iyi mevkide olan kişilerce kesilir. Eskiden olduğu gibi, şimdi de bazı gençler, nişan kurdelelerinden kestikleri parçaları saklayarak nişanlanma sırasının kendilerine gelmesi dileğinde bulunurlar. Gelin ve damadın takıları, davetliler huzurunda anons edilerek takılır.

GÖRÜMLÜK : Köy dilindeki adı, âdettir. Nişandan sonra, sadece kadınlar tarafından gündüz yapılan, akrabaların ve aile dostlarının takılarını taktıkları eğlencedir. Görümlük bittikten sonra damat ve gelin taraflarının kadınları, özel olarak süslenmiş, içleri yiyecek ve hediye dolu sinileri başlarında taşıyarak birbirlerine götürürler. Görümlük günü, yabandan alınacak gelinlerde, kız tarafı gençleri ile “ayak bastı pazarlığı” yapılır. Ayak bastı, köy gençliğinin temsilcisi olan Delikanlı Başı tarafından, gençlik yararına kullanılmak üzere istenen toprak bastı parasıdır.

ÇEYİZ ASMA : Düğünden birkaç gün önce damat ve akrabaları, gelin kızın çeyiz eşyalarını almak üzere kız evine giderler. Çeyiz eşyaları arabalara taşınır, ancak çeyiz sandığının üzerine gelinin yengesi oturur ve damadın kendisine bahşiş vermesini bekler. Gelinin yengesi, bahşişi aldıktan sonra sandığı verir. Düğün evine taşınan çeyiz eşyaları, gelinin arkadaşları tarafından, özel bir model ile yerleştirilir. Çeyiz asan kızlara (çeyizcilere) damat, çerez gibi çeşitli yiyecekler alır. Damadın hem el becerisini ölçmek, hem de çeyizin düzenlenebilmesi için, duvarlara çakılması gereken çiviler, damada çaktırılır. Çeyiz düzme işleri bittikten sonra, damada çeyiz gezdirilir. Bu esnada, bir punduna getirilip, bahşiş almak için gelinin arkadaşları tarafından damat, çeyizin asıldığı odaya kilitlenir.

TEL KESME : Kına gecesinden bir gece evvel çeyizin asıldığı gecede, damadın kadın akrabalarının toplanarak yaptıkları eğlencedir. Bu gece; damadın kadın akrabalarının, kına gecesi düğün işleri ile meşgul olacakları, dolayısıyla ellerine kına yakamayacakları ve eğlenemeyecekleri için, ellerine kınaların yakıldığı ve eğlencelerin yapıldığı gecedir. Bu gecede, eskiden yakın akrabalara davetiye yerine gönderilen ve gelinlere süs olarak takılan gelin telleri kesilerek hazırlanır ve tüm yakın akrabalara dağıtılırdı.

KINA GECESİ : Kına geceleri, nişan törenlerinde olduğu gibi, köylerde sadece kadınların, ilçe merkezinde ve bazı köylerde ise erkekler ile kadınların topluca eğlenmeleriyle başlar. Takı ve çekiler (gelin ve damada verilen hediyeler), bazı köylerde yüksek bir yere çıkan, sesi gür, ağzı laf yapan bir kadının “Hakının! Bu kocaman tepsi filan yengesininmiş.” gibi abartılı anonslarıyla başlar(hakının=bakınız). Çeki çeken kadın, arada " Fadime teyzesi kendi gibi güzel hediye almış" gibi bazı şakalar yapar. Kadınlar, kendi aralarında “aa bak bak, yengesi ne güzel marhma (baş örtüsü) örttü, bak bak damadın ablasının zıbınlığına” diye fısıldaşırken, damadın ve gelinin yengeleri, pür dikkat kim ne hediye verdi, diye çok iyi izlerler(Yeni düğünlerde bu tespit işi kamerayla yapılıyor.). Takı olayı bittikten sonra kızın arkadaşları, topluca gelin evine giderler ve geceye adını veren kına yakma töreni başlar. Kınada kullanılmak üzere kız tarafından kınalı elleri sarmak için hazırlanan kumaşlar gelir. Gelin abdestini alır ve kıbleye doğru dönerek oturur. Işıklar söner, içinde kına karılmış süslü kına tepsisi, üzerinde yanan mumlarla gelinin oturmakta olduğu yere getirilir. Bazı yörelerimizde ise kaynana gelmeden gelin elini açmaz, ellerine ve ayaklarına kına yaktırmaz. Kınayı yalnızca kızlar yakar. Uğursuzluk getirir düşüncesiyle evli veya dul olan kadınların kına yakması, hoş karşılanmaz. Kına yakmaya önce sağ elden başlanır. Kına yakılırken sesi (avazı) güzel olan herkes. kına türküleri söyler.

KINA TÜRKÜLERİ

Anası anası kızın anası, Kızınız bu gece, Misafir size, Yarinki gece, Eller evine.
Ablası ablası kızın ablası, Kızınız bu gece, Misafir size, Yarinki gece, Eller evine...

Veya;

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler,
Annesinin bir tanesini hor görmesinler,
Uçan da kuşlara malûm olsun, ben annemi özledim,
Hem annemi hem babamı, ben köyümü özledim.
Babamın bir atı olsa uçsa da gelse,
Annemin yelkeni olsa binse de gelse,
Kardeşlerim yollarını bilse de gelse,
Uçanda kuşlara malûm olsun, ben annemi özledim,
Hem annemi hem babamı, ben köyümü özledim.

Gibi anne, baba ve akraba hasretini anlatan, gelini ve akrabalarını ağlatmak amaçlı türküler söylenerek, kına yakma işleri bitirilir. Gelinin hazırladığı ipek mendillerle veya özel kumaşlarla, eller sarıp sarmalanırken, mendillerin arasına sabahleyin gelinin ellerini çözecek olana bahşiş olarak kaynana tarafından konan para sarılır. Kına yakma işleri bittikten sonra gelinin kız arkadaşları, gelinin yanından ayrılmazlar. O gece sabaha kadar gelini uyutmazlar. Gelinin evindeki son gecesinde onunla beraber kalırlar, damat beyin aldığı çerezleri yerler. Kınalı elleri sarılı olduğu için, geline gece yemeğini çok samimî olduğu bir arkadaşı yedirir.

DÜĞÜN (Güncel) : Düğün cemiyetleri, daha önceden anlaşma yapılan aşçılar tarafından yemeklerin hazırlanması ile başlar. Davetiyede belirtilen saatte gelmeye başlayan misafirleri, damadın arkadaşları ve akrabaları pür dikkat ağırlarlar. Bu arada damadın akrabaları, bilhassa köylerde gelin arabasını kendi elleriyle süslerler. Bir yanda yemek, bir yanda gelin arabası hazırlanırken camide mevlit okunur ve öğle namazını müteakip, tüm akraba, dost, arkadaş ve köylüler, damadın evinin önünde toplanırlar. Arabalar sıraya dizilir. Damadın çok yakın bayan akrabalarından oluşan dünürcüler, acele bir şekilde gelin arabasına binerler ve tekbir sesleriyle yola çıkılır.

Allahu ekber, Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallâhu ekber, Allahu ekber, velillâhil hamd.

Tekbir sesleriyle kız evine varılır. Gelinin babası veya onun temsilcisi olan yakın akrabaları, misafirleri dışarıda karşılarlar. Gelin alma konvoyu ile getirilen Türk bayrağı, o köyün veya mahallenin gençlerinden birine teslim edilir. “Hoş geldiniz töreni” de bittikten sonra gelinin hazır olduğu haberi gelir. O anda dışarıda olan gelinin akrabaları, içeriye girerler. Herkes gelinle helâlleşir, genellikle geline para verilir. O sırada gelin, yanında olan yengeye paraları verir. Helâlleşme bittikten sonra gelinin babası veya dedesi, gittiği evde gayretli ve çalışkan olması için, kızlarına kırmızı gayret kuşağını bağlar, dinine bağlı olması için Kuran'ı Kerim; bereketli olması için ise geline ekmek verir. Baba veya dede, kızını gelin arabasına kadar eliyle götürür ve arabaya bindirir. Bayrak geriye verilir, gelin alayı (konvoy) yola çıkar. Gelinin gelin arabasına bindiği müjdesi, damat evine gitmiştir. Gelin alayının köyden veya mahalleden ayrılışı anında, bazı yerlerde hâlâ uygulanan cılk yumurta atma, yol keserek bahşiş alma gibi bazı ananelere riayet edilerek konvoy; korna, silâh ve tekbir sesleriyle damat evine kadar gelir. Konvoydakiler ve misafirler toplanır. İmam tarafından vatana ve millete hayırlı evlatların yetiştirilmesi, düğünün hayırlı olması şeklindeki duadan sonra alkışlar, silâh sesleri ve kaynananın davetlilerin üzerine serptiği şeker ve bozuk para sesleri arasında, gelin, arabadan damat tarafından indirilerek çeyiz odasına götürülür. Damat, çeyiz odasına giren geline "hoş geldin" der ve ona elini öptürür. Gelinin el öpmesi, evin reisinin erkek olduğunun kabulü anlamına gelir. Damat ve gelin için örf ve âdetlere göre hazırlanmış özel şerbeti, yenge ikram eder. Şerbeti içen damat, dışarıda kendisini bekleyen davetlilerin yanına çıkar ve "hoş geldiniz" der. Hoca yeniden bir dua yapar. Damat, orada bulunan davetliler tarafından tebrik edilir. Bu arada gelin hanım, kız arkadaşları tarafından çeyiz odasından dışarıya çıkarılır ve bayanlar, kendi aralarında eğlence tertip ederler. Görümlük ve kına gecesinde takılarını takamayan dost ve akrabalar, bu eğlence anında takılarını takarak düğünden ayrılırlar. Düğün telâşı bitmiş, misafirler uğurlanmıştır. Damadın çok yakın akraba ve arkadaşları ile gelin tarafından yalnız gelin hanımın yengesi kalmıştır. Damat yatsı namazına, akrabalarıyla ve arkadaşlarıyla gider. Namaz kılınır, tekbir sesleriyle düğün evine varılır. İmam tarafından yapılan duadan sonra damat kaçamazsa, yumruklanarak gelinin yanına uğurlanır. Evin reisinin erkek olduğunun ikinci ispatı sayılan içi su dolu tasın damat tarafından devrilmesi âdeti, köylerde ve ilçelerde hâlâ geçerlidir. Konuşmayan, yüzü örtülü olan geline, konuşması ve yüzünü açması için bahşiş (yüz görümlüğü) verilerek gelinin konuşturulması, eski yıllardan beri köylerde ve ilçelerde uygulaması devam eden bir âdettir. Kız evinde hazırlanmış olan tavuk ve börek, gelin ve damat tarafından yendikten sonra iki rekat şükür namazı kılınarak düğün töreni sonlanmış olur.

DÜĞÜN (Çalgılı):

DUVAK :

Duvak silkme: Gerdek gecesi denilen ilk gecenin sabahında yapılan bir âdettir. Bu âdet de bazı âdetler gibi tarihe karışmakla beraber, günümüzde az da olsa devam etmektedir. Gelin hanım, sabahleyin kalkmış ve gelinliğini yeniden giymiştir. Düğün evi tarafından bir tas içerisine hazırlanan pamuk çiğidi ve aşurelik buğday, koyun postunun üzerine oturmuş olan gelinin başından aşağıya doğru dökülür. Bu âdetin amacı; gelinin uslu olması, tüm günahlardan arınması ve gelinin eve bereket getirmesidir. Bu âdete, gelin ve damadın akrabaları ve komşuları çağrılır. Duvak gününe katılanlara örtü gibi çeşitli hediyeler verilir ve ikramlar yapılır. Bir süre eğlenildikten sonra, bu âdet dua yapılarak sona erer.

GELİN GEZDİRME : Düğünü takip eden kış aylarında (işin az olduğu zaman) akraba, arkadaş ve dostların tanıtılması amacıyla, yeni evlenen gençlerin misafirliğe götürülmelerine denir. Gelin, misafir kaldıkları ev insanlarına akrabalık ve dostluk derecelerine göre çeşitli hediyeler verir.

DOĞUM

GÖBEK ADI : Türk ve İslam toplumlarında olduğu gibi ilçede de yeni doğan bebeğe, göbek kordonunun kesilmesi anında bir ad verilir. Göbek kordonu ; anne karnında etene dışındaki organlarla ilişkiyi sağlayan, bebeğin hayatî işlevlerini idame ettirebilmesi görevini yerine getiren bir kordondur. Bu kordonun doğumun akabinde ebe tarafından 5 cm uzunlukta kesilmesi anında, yöre törelerine göre bebeğe verilen isme göbek adı denmektedir.

GÖBEK BAĞI : Bebeğin ebe tarafından kesilen göbek kordonundan kalan ve kuruyarak düşen göbek bağı, çocuk büyüdüğünde nereye bağlı olması istenirse oraya bırakılır. İslâm’a inanan insanlar, erkek çocuklarının göbek bağlarını; genelde camilere bırakarak dinine ve camiye bağlı olmasını, kız çocuklarının göbek bağlarını ise; evlerin içlerine bırakarak evine bağlı olmasını isterler.

KULAĞA EZAN OKUMA : Dinî inançlara göre, yeni doğan çocuklara göbek kesilmesi anında verilen göbek isminden sonra, genellikle bir namaz vaktinde çocuğun sağ kulağına Ezan-ı Muhammediyye sol kulağına da Sala okunur ve çocuğun esas adı, kulağına üç kez söylenir. Sülâlenin en yaşlısı tarafından ismi konan kişinin, bir ömür boyu kullanacağı bu ismin genellikle ananelere, törelere, geleneklere ve kanunlara ters düşmeyen İslâmî bir isim olması arzu edilir..

BAYRAK DİKMEK : Yeni doğan kız çocuklarının ebeveynlerine, erkek çocuğu olan yakın arkadaşları tarafından uygulanan şakayla karışık gelenektir. Beşik kertme denilen ve nişanlama türüne benzeyen bayrak dikme, "Sizin kızınız var, bizim de oğlumuz; sizin kızınız bizim oğlumuza lâyıktır. Biz bayrağı dikiyoruz." şeklindeki, “kızınızı oğlumuza gelin alacağız” anlamına gelen yarı şaka yarı ciddi bir ananedir.

AKİKA KURBANI : Çocuk nimetine karşılık, Allahü tealâya şükretmek niyeti ile hayvan kesmektir. Çocuğa nafaka vermesi vâcip olan kimsenin yedinci günü bebeğin başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, erkek için altın veya gümüş; kız için gümüş sadaka vermesi ve kurban olma özelliklerini taşıyan, akika kurbanı kesmesi şeklindeki Hanefî, Malikî, Hambelî ve Şafiî mezheplerine göre, yörede yapılan uygulamadır.

KIRKLAMA : İslâmî inançlara göre, loğusa devrinin bitimi olarak kabul edilen kırkıncı günde, bebeğin ve annenin özel bir törenle yıkanmasıdır. Yeni doğan bebeğin kırkıncı gününde, vücudun en çok terleyen ve koku yapan koltuk altı, boyun, parmak araları, ayak kıvrımları gibi yerlerinin tuzlanarak pişirilmesi ve tüm vücudun tuzla ovulması şeklinde uygulanan gelenektir.

KIRK UÇURMA : Bebek kırklanmış olduğu için akraba, arkadaş ve dost çevresinin bebeği görmesinde, bebeğin dışarıda gezdirilmesinde hiç bir mahsur kalmamıştır. Annenin bebeğini misafirliğe götürdüğü yerlerde, bilhassa akrabalarının evlerinde, bebeğe mendile sarılmış kaynamış yumurta gibi hediyeler verilmesine, kırk uçurma denir.

SÜNNET TÖRENLERİ

KINA YAKMA : Kadınlara özgü eğlencelerin yapıldığı gecede, onca kadın arasında yalnız, sünnet çocuğu vardır. Işıklar söner ve tepsi içinde, ortasında mumlar yanan kına gelir. Sünnet çocuğunun avuç içine, işaret ve baş parmaklarına kına yakılır. Çocuğun avucuna para konarak annesi, ablası veya teyzesi tarafından hazırlanmış özel mendillerle çocuğun elleri sarılır. Bazı köylerde de daha olgun görünsün diye, sünnet çocuğunun kaşları boyanır.

ATA BİNME VE TAKI : Evlenme düğünlerinde olduğu gibi sünnet düğünlerinde de yemekler hazırlanır, davetliler yemeğini yedikten sonra camide veya evde mevlidi şerif okunarak düğüne başlanır. Sünnet çocuğunun en büyük hevesi; ata binmek ve takılardır. Atla gezdirilen çocuk, atın dizginlerini tutan çok yakın akrabasına, (dayı,amca) "Bırak dizginleri ben tutayım" diyerek, büyüdüğünü ispatlamaya çalışır. Arkadaşlarının hayran bakışları arasında, sünnet çocuğunun takıları takılır. Sıra attan inmeye gelmiştir. Sünnet çocuğu "İnmem" der ve direnir. Hatta bazı büyükleri, çocuğa "inme" derler. Çocuğa neden inmediği sorulduğunda ise çocuk, babasının gelmesini ister. Baba, dede, anne oradadırlar. Çocuk; evi, traktörü, taksiyi veya ailece değerli olan herhangi bir şeyi sünnet hediyesi olarak ister ve bu isteği kabul edilir. Annesinin serptiği şeker ve para şıkırtıları ile silâh sesleri arasında sünnet çocuğu, genellikle dayısının kucağında, sünnet olacağı odaya kadar götürülür.

SÜNNET : Sünnetçi gelir, çocuk soyunur. Sünnet, dikişli yapılacaksa; kan damarlarını bağlama işi biraz uzun süreceğinden, acı duymaması için çocuğa, uyuşturucu iğne vurulur. Dikişsiz sünnetlerde ise; uyuşturucu sprey sıkılarak uyuşturucunun tesir etmesi için gereği kadar beklenir. Sünnet çocuğu hazırlanır. İlçedeki sünnetlerde çocuğu, genellikle amca veya dayı tutar. Bazı yörelerde, bu görevi yapan kişinin adı kirvedir. Hatta çocuk için kirve, ikinci baba gibidir. Bazen teyze, bazen hala veya yaşlı kadınlar, ellerinde (hurafe gelenek) oklava yuvarlar, sünnet çocuğu tekse; eş olsun diye amca veya dayı, müjde sesiyle birlikte horoz kesmek için hazır bekler. Her şey hazırdır, sünnetçi hazırdır ve tekbir başlar. Allahü ekber, Allahü ekber, Lâ ilâhe illallah, Hüvalla hü ekber, Allahü ekber, (müjde, müjde sesleri arasında tekbir devam eder) Velillâ-hil hamd.

Sünnet olma işi bitmiştir. Anne, baba ve yakın akrabalar, delikanlının başına gelir ve ona yeni hediyeler verirler. Hatıra resimleri çekilir. Sünnetçi, son pansumanını yapar ve düğün biter.

TEL: (0312) 435 78 70 - 435 71 36 GSM: 0533 376 61 07 - 0506 406 95 16 ATATÜRK BULVARI AND ÇARŞISI 69/142 69/248 ANKARA

Copyright © 2008 Cengiz Ateş rapun_cell@yahoo.com, All rights reseved