|
MEME KANSERİ NEDİR? Meme, süt
bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur.
Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin, yukarıda tanımladığımız
şekilde, kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine
giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.
Meme Kanseri Risk Faktörleri Nedir? Bazı özellikleri taşıyan
kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu
özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan
kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu
faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma
olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme
kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı,
bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin
taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.
Meme kanserine yakalanma riskini artıran
faktörler: Yaş: İleri yaş önemli bir
risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70 i, 50
yaş üzerindedir. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda
meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4
kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka
yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve mamografi dediğimiz
meme filmini çektirmelidir. Kişisel meme kanseri
hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş
kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre
3-4 kat daha fazladır.
Ailede meme kanseri hikayesi: Aile yakınları arasında meme
kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı,
diğer kadınlara göre daha fazladır. Örneğin, kız kardeşi veya annesi
meme kanserine yakalanan bir kadının, meme kanserine yakalanma riski,
diğer kadınlardan 2- 5 kat daha fazladır. Bu kadınlar daha sık ve
dikkatli izlenmelidir. Daha önce meme biyopsisi
yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biyopsi yapılmış ve iyi
huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu
tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda
artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin,
yapılan bir biyopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu
atipik hiperplazi tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir
tümördür), meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha
fazladır. Fertil çağ süresi: Adet görmeye erken
başlanması, menopoza geç girilmesi, fertil cağı uzatmaktadır. Bu sırada
kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta, meme
kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren kadınlarda
hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde
azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda,
meme kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır.
Doğurganlık hikayesi: İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk
çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı
20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan
kadınlarda risk hafif yükselmektedir. Sosyoekonomik
seviyenin yüksekliği: Varlıklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek olan
kadınlarda, meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin
kızları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta
adet görmeye başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim
ve iş nedeni ile daha geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi
olmaktadırlar. Bu nedenlere bağlı olarak fertil çağın erken başlaması,
geç doğurma gibi nedenler sebep olarak sayılabilir. Ayrıca bunların
dışında başka faktörler de rol almaktadır. Östrojen
hormonu tedavisi görenler: Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen
tedavisi (10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı
artmaktadır. Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda da, kalp
hastalıklarında ve osteoporoz gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle, menopoz yakınmalarının azaltılması amacı ile, östrojen
verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir hekim kontrolü altında
yapılmalıdır. Doğum kontrol hapı kullanılması: Bu
konuda farklı görüşler olmakla birlikte hafif bir risk artışı olduğu
ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan
kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan kalkmaktadır.
Alkol kullanılması: Fazla alkol alan kadınlarda, almayan
kadınlara göre risk nispeten artmaktadır. Günde 3 bardak yüksek dereceli
alkol içen bir kadının meme kanserine yakalanma riski, hiç içmeyen
kadına göre 2 kat daha fazladır. Alkol alımının günde bir kadeh ile
sınırlandırılması önerilmektedir. Sigara:
Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel sağlığı
etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir.
Şişmanlık ve yağlı beslenme: Bazı çalışmalarda şişmanlığın,
özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini
artırdığı gözlenmiştir. Özellikle, doymuş yağların fazla bulunduğu yağlı
et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla alınmasının bu riski
artırdığı ileri sürülmüştür.
Meme Kanseri Riski Azaltılabilir mi?
Egzersiz: Yoğun egzersiz ve jimnastik yapan kadınlarda meme kanseri
riskinin azaldığı gözlenmiştir. Bu nedenle, tüm kadınlara
önerilmektedir. Beslenme: Meme kanseri ile
beslenmenin önemli ilişkisi vardır. Sebze ve meyveden zengin beslenme,
ağır yağlı yiyeceklerden uzak durulması önerilmektedir. Günlük gıda
alımına C vitamini, betakaroten gibi antioksidanların eklenmesinin
koruyucu etkisi olduğu ileri sürülmektedir. Kısaca,
- Şişmanlığın azaltılması,
- Alkol alınıyorsa bırakılması.
- Hafif egzersiz yapılması(haftada 4 saat tempolu yürüyüş),
- Sebze ve meyvenin bol tüketilmesi,
gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında
azaltılabilmektedir. Meme
Kanseri Önlenebilir mi? Henüz meme kanserini
kesin önleyen bir yöntem yok. Günümüzde bilinen tek yöntem, erken
tanıdır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği sorunlar büyük
oranda çözülebilmektedir. Bu sayede hastalığın toplumda yaptığı hasar en
aza indirilebilir, yaşam süresi ve kalitesi önemli ölçüde
arttırılabilir. Erken teşhis için bilinen en iyi ve
etkili çözüm, kadınların risk durumlarına göre belirlenmiş olan muayene
ve tetkik protokollerinin uygulamasıdır.
Meme Kanseri Nasıl Erken Tespit Edilebilir?
Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk
faktörlerine göre değişmektedir. Bu risk faktörlerinin arasında en başta
yaş gelmektedir. Daha genç yaşlarda ortaya çıkabilmesine rağmen,
ilerleyen yaş gruplarında bu risk artmaktadır. Bu nedenle ilerleyen yaş
gruplarında erken teşhis için alınması gereken önlemler, daha erken yaş
gruplarına göre farklılık göstermektedir. Yirmi yaş
üzerindeki kadınlar, her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini
muayene etmelidirler. Bu muayene sırasında meme dokusunda farklılık olup
olmadığı araştırılır. Eğer bir değişiklik tespit edilirse derhal bir
hekime baş vurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmasa bile, üç yılda bir
kez hekim tarafından muayene edilmelidirler. Kırk yaşına
gelen kadınların, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl
bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Ayrıca her yıl
veya iki yıl ara ile mamografiyi çektirmeleri gereklidir.
Elli yaşından sonra, kadınlar kendilerinin periyodik muayenelerine ve
her yıl bir defa hekim muayenesine devam etmeli ve mamografi dediğimiz
meme filmini her yıl çektirmelidir.
Kadınlar Kendilerini Nasıl Muayene Etmelidir?
Erken teşhis için her kadının ayın belirli bir günü kendisini muayene
etmesi gerekir. Her ay düzenli olarak kendisini muayene eden bir kadın,
memesinde ortaya çıkan bir kitleyi çok daha erken fark eder.
Kadınlara kendilerini muayene etmesini öğreten çeşitli kitap ve
broşürler var. Fakat bu çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Meme
muayenesini öğreten silikon meme kiti ve video filmleri bulunmaktadır.
Muayene Sırasında Fark Edilebilecek
Değişiklikler Nelerdir? Aşağıda değişiklikler
fark edildiğinde, gecikmeden bir hekime baş vurulmalıdır:
- Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle,
- Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği, -
Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması, -
Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması, -
Memenin şeklinde değişiklik, - Meme başlarının
pozisyonlarında değişiklik, - Meme başında ortaya çıkan
akıntı. Mamografi Nedir?
Mamografi, düşük dozda çekilen bir meme röntgen filmidir. Memede,
muayene ile saptanamayacak kadar küçük anormalliklerin tespit edilmesi
amacı ile çekilir. Mamografinin gerçek değeri budur. Çünkü, bu sayede,
hastalık muayene ile tespit edilebilecek safhadan önce saptanır. Bu
nedenle kesin hayat kurtarıcıdır. Kırk yaşını geçen kadınlar her yıl
veya iki yılda bir mamografi çektirmeli ve her yıl uzman bir hekime meme
muayenesi olmalıdır. Elli yaşını geçen kadınlar ise her yıl mamografi
çektirmeli ve hekime muayene olmalıdır.
Mamografi Ne Zaman Çektirilir?
Mamografi çekilirken meme, iki tabaka arasında birkaç saniye hafifçe
sıkıştırılır. Bu nedenle memelerin en az hassas olduğu zamanda mamografi
çekilmesi, özellikle memeleri hassas kadınlara önerilmektedir. Adet
bitimini takip eden hafta, memelerin hassasiyetinin en az olduğu
zamandır. Ayrıca adet bitimini takip eden hafta, hormonal nedenlerle
memelerin şişliği en alt düzeydedir ve bu sırada daha iyi sonuçlar
alınmaktadır. Bu sebeplerden dolayı herhangi özel bir durum olmadıkça,
mamografi çekiminin, adetin bitimini takip eden haftada yapılması
önerilmektedir. Mamografi
Çektirmeye Giderken Nelere Dikkat Etmeli?
Mamografi çekilirken belden yukarısı çıplaktır. Bu nedenle çekime
gelirken iki parça elbise giyilmesi önerilir. Bu sayede çekim sırasında
belden üstü kolaylıkla çıkartılabilir. Filmi etkileyebileceğinden,
koltuk altlarına deodorant, talk pudrası, losyon gibi şeyler
sürülmemelidir. Memede Bir
Kitle Tespit Edildiğinde Ne Yapılmalı? Memede
bir kitle tespit edilince bunun kanser mi, yoksa başka bir hastalık mı
olduğu araştırılmalıdır. Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, memede
saptanan her kitle kanser değildir. Bu nedenle, memede şüpheli bir kitle
saptanınca, hemen korkup telaşlanmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur.
Memede bir kitle saptandığında, bir hekime başvurarak daha ileri
tetkiklerin yapılması gereklidir.
Meme Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?
Son yıllarda meme kanseri tedavisinde oldukça önemli gelişmeler
olmuştur. Bir çok tedavi olanakları ortaya çıkmıştır. Bu olanaklar,
önemli ölçüde, hastalığın saptandığı safhaya göre değişir. Hastalık ne
kadar erken safhada saptanırsa tedavi olanağı ve seçeneği o kadar fazla
olmaktadır. Meme kanseri tedavisi, günümüzde,
uzmanlardan oluşan ekiplerce yapılmaktadır. Böyle bir ekip içinde
cerrah, onkolog, radyasyon onkoloğu, radyolog, patolog, psikolog,
plastik cerrah, fizyoterapist gibi, tıbbın değişik dallarından bir araya
gelmiş ve özellikle çalışma alanları meme kanseri üzerinde yoğunlaşmış
hekimler bulunur. Meme
Ameliyatları Nelerdir? Günümüzde meme
kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması
vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına
yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak
iki ana gruba ayrılmaktadır. Bunlara ek olarak da, alınan memenin
yerine, plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu
yapılması ameliyatları vardır.
Kemoterapi Nedir? Kanser hücrelerini öldürücü
ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağızdan veya damardan
verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç
birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar
halinde verilirler. Kemoterapi, belirli bir süre verilir ve sonra ara
verilir. Bu aralarda hastanın kendisini toparlaması sağlanır. Daha sonra
tekrar bir süre ilaç verildikten sonra ara verilir. Bazı
olgularda lokal olarak yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi
de eklemek gerekebilir. Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan
tetkiklerde, herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu
önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir. Bu tedaviye adjuan
kemoterapi denir. Hormon
Tedavisi Nedir? Bazı meme kanseri hücreleri,
içerdikleri hormon reseptörleri (algılayıcıları) aracılığı ile dişilik
hormonu olan östrojene duyarlı olabilir. Yani, östrojen hormonu bu
kanser hücrelerinin büyümelerine ve artmalarına neden olabilir. Hormon
tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona
duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak
kanserin gelişmesinin önlenmesidir. Bu amaçla günümüzde kullanılan ilaç,
tamoxifendir. Tamoxifen tedavisi, genellikle en az iki yıl ve en fazla
beş yıl sürmektedir. Işın
Tedavisi (Radyoterapi) Nedir? Işın tedavisi,
meme bölgesine ve koltuk altına uygulanarak, cerrahi girişimden sonra
kalma olasılığı olan kanser hücrelerinin öldürülmesini sağlamak amacı
ile yapılır. Bu tedavinin de, diğer tedaviler gibi bazı yan etkileri
vardır. Bu tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınırlar.
Memede şişme ve ağırlık hissi ortaya çıkabilir. Bu yan etki yaklaşık bir
yılda kendiliğinden kaybolur. Tedavi edilen bölgedeki deri, güneş yanığı
rengini alabilir. Bu da yaklaşık bir yıl içinde azalır.
Erkeklerde De Meme Kanseri Görülür Mü?
Kadınlara kıyasla daha az görülmekle birlikte, erkeklerde de meme
kanseri görülebilir. Her 100 meme kanserinden birisi erkeklerde görülür.
1993-1997 yılları arasında, erkeklerde görülen meme kanseri oranı %50
artış göstermiştir. Bu nedenle erkeklerin de bu konuda duyarlı olmaları
gereklidir. Dünyada Meme Kanseri Görülme Sıklığı
Nedir? Meme kanseri bir çok ülkede, kadınların en
korkulu sağlık sorunu olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzde ABD' de,
sekiz kadından birisi meme kanserine yakalanmaktadır. Bu oran Avrupa
ülkelerinde on kadında birdir. Meme kanseri ile ilgili sayıları şu
şekilde sıralayabiliriz; 1950-1970 yılları arasında
ABD'de, 1milyon kadın meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti. Bu sayı
ABD'nin 2. Dünya savaşı, Kore ve Vietnam savaşlarında kaybettiği insan
sayısından fazladır. 1998 yılında Avrupa da 1 milyon kadın, meme
kanserin nedeni ile tedavi görmektedir. 2000 yılında dünyada 1 milyon
kadına, yeni meme kanseri tanısı konacaktır. Dünyada her 11 dakikada 1
kadın, meme kanseri nedeni ile hayatını kaybediyor. Dünyada her 3
dakikada 1 kadına, yeni meme kanseri tanısı konuyor.
Türkiye'de Meme Kanseri Görülme Sıklığı Nedir?
Türkiye'de sağlıklı bir istatistik bulunmuyor. Gerek beslenme, gerekse
iklim açısından, ülkemiz şartlarına yakın sayabileceğimiz bir Akdeniz
ülkesi olan İtalya istatistiklerini ülkemize uyguladığımızda, Türkiye de
her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanmaktadır.
Sayılar soyut kavramlar oldukları için fazla bir anlam taşımayabilir.
Fakat bir an durup düşünürsek, yakın çevremizde, akraba ve dostlarımız
arasında, bu sorun ile karşılaşmış birkaç tanıdığımızı, mutlaka
anımsayacağız. Sorunun hiç de sandığımız kadar bizden uzak olmadığını,
güç de olsa kabul etmeliyiz. Dünyada Meme Kanseri
Artış Gösteriyor Mu? Hastalığın diğer bir özelliği
de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl önce 1960 yıllarında,
ABD de yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken, günümüzde sekiz
kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın gösterdiği bu
artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri görülme
oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı
olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı aynı
kalmıştır, artmamıştır. Meme Kanserinden Ölüm Oranı
Yükseliyor Mu? Batı ülkelerinde sivil toplum
örgütlerinin çalışmaları ve hükümetlerin sağlık politikaları sonucu,
meme kanseri ile ilgili toplum bilinci oldukça yüksek seviyede
gelişmiştir. Bunun sonucu erken tanı olanakları yaygın olarak
kullanıldığı için, meme kanserine bağlı ölüm oranı düşük kalmaktadır.
Türkiye'de ise, bu konudaki toplum bilinci yeterince gelişmemiştir.
Erken tanı olanakları yetersizdir. Bu olumsuzlukların sonucu, Türk
kadını meme kanseri konusunda çağdaş erken tanı olanaklarından mahrum
olduğu için, tanı çok geç konulmaktadır. Hastaların büyük bir çoğunda,
ilk tanı sırasında çok geç kalındığı için, uygulanacak tedavi
seçenekleri fazla olmamaktadır. Meme Kanseri Toplu
Taraması Nasıl Yapılır? Mamografi, memenin röntgen
filminin çekilerek, kanserin erken dönemde saptanmasına yardımcı olan
bir yöntemdir. Bu yöntem ile, toplumda belirli bir yaşın üstündeki tüm
kadınların meme filmi çekilerek, meme kanseri erken safhada yakalanmaya
çalışılır. Bu şekilde toplumda meme kanseri taramasının yapılabildiği
mamografiye, tarama mamografisi denir. Tarama
mamografisi, dünyada en yaygın kullanılan meme kanseri erken tanı
yöntemidir. Amerikan Kanser Enstitüsü, 40 yaş üzerindeki her kadının,
yılda bir defa mamografi çektirmesini ve uzman bir hekim tarafından
muayene edilmesini önermektedir. Türkiye de gelişmiş teknolojik
donanımlı mamografi merkezlerinin sayısı sınırlıdır. Bu aygıtların
kalibrasyonu düzenli olarak yapılmamaktadır. Filmi çeken teknisyenlerin
eğitim düzeyleri yeterli değildir. Bu filmi okuyup değerlendiren bir
radyoloji uzmanın deneyimli olabilmesi için, yılda en az 8 bin mamografi
filmini değerlendiriyor olması gereklidir. Türkiye de tüm bu özellikleri
taşıyan tanı merkezi sayısı oldukça azdır. Meme
Kanseri Tedavisini Kim Yapar? Meme kanserinin
tedavisi, günümüzde multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir.
Hastanın ilk ameliyatını yapan cerrah, ilaç tedavisini uygulayan onkolog,
ışın tedavisini uygulayan radyasyon onkoloğu, teshisin konulmasında
kilit rol alan patolog ve plastik cerrah mutlaka bir ekip çalışması
içinde birlikte hastayı ele almalı ve hastanın tedavisini birlikte
planlamalıdır. Bu hekimler meme kanseri konusunda yeterince bilgili ve
uzmanlaşmış olmalıdır. Alınan memenin yerine, rekonstrüksiyon yapılarak
hastaların bedensel kayıplarının en aza indirilmesi, çağdaş meme kanseri
tedavisinin ayrılmaz parçasıdır. Bu nedenle plastik ve rekonstrüktif
cerrahi, bu ekip içinde yerini almalıdır. Ameliyat sonrası erken dönemde
kol ve omuz hareketlerinin kazanılmasında, geç dönemde kolun şişmesi
şeklinde seyreden lenfödem tedavisinin yapılmasında, fizik tedavi ve
rehabilitasyonun önemi çok büyüktür. Meme kanseri sadece hastayı değil,
çevresindeki insanları da psikolojik olarak önemli ölçüde etkileyen bir
sosyal bir sorundur. Böyle bir ekip içinde psikolojik desteği sağlayan
psikoloğun bulunması, mutlaka gereklidir. Hastaların hemen tümü büyük
bir bilgi açlığı içindedir. Özellikle beslenme konusunda kendileri
yeterince bilgilendirilmemektedir. Ekip içinde bulunan bir diyet ve
beslenme uzmanı, bu açığı kapatacaktır. Bu ekiplerin birlikte çalıştığı
meme poliklinikleri, gelişmiş ülkelerin çoğunda vardır. Yapılan bilimsel
araştırmalar, meme kanseri hastalarının, bu konuda uzmanlaşmış
kliniklerde tedavi görmeleri ile, çok daha başarılı sonuçların
alındığını göstermiştir. Meme
Protezi Nedir? Meme ameliyatı olmuş ve
plastik rekonstrüksiyon yapılmamış kadınlar, beden görümlerini korumak
amacı ile protez meme kullanmaktadır. Batı ülkelerinde bu konuda
eğitimli protez hemşireleri, hastanın ölçülerini almakta ve uygun
protezin seçimine yardımcı olmaktadır. Bu hizmet, eğitim ve deneyim
gerektirmektedir. Ülkemizde bu protezlerin satışı, sıradan satış
elemanlarınca yapılmakta ve ülke alım gücünün çok üzerinde ücret
istenmektedir. Uygun bir organizasyonla, bu sorun çözülebilir ve ücret
üçte bire düşürülebilir. Bu sayede hizmet toplumun tüm kesimlerine
yayılabilir. RAHİM AĞZI KANSERİ
Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümü Human Papillomavirüs’ün (HPV)
belirli tiplerinden kaynaklanıyor. Milyonlarca insan, belirti
göstermeyen bu virüsü taşıyor. Rahim ağzı kanserine yol açan HPV’nin
onlu ve yirmili yaşlarda yerleşebildiği, bu yüzden kadınların mutlaka
rahim ağzı kanseri, genital siğiller ve korunma yöntemleri konusunda
doktoruna danışması ve test yaptırması gerekiyor. Rahim ağzı kanserinden
korumaya yardımcı olmanın en iyi yolu Pap testleridir. Pap testi,
serviks (rahim ağzı) duvarındaki anormal hücreleri kanser öncülleri veya
rahim ağzı kanserine dönüşmeden önce saptar. Böylece anormal hücrelerin
saptanıp tedavi edilmesi, rahim ağzı kanseri gelişimini önler.
Bir kadının “Human Papillomavirüs”ün (HPV) belirli tipleriyle infekte
olduğunda ve infeksiyondan kurtulamadığında rahim ağzı duvarında anormal
hücreler gelişebiliyor ve hastalık başlıyor. Erken saptanıp tedavi
edilmezse bu anormal hücreler rahim ağzı kanseri öncüllerine ve kansere
dönüşebiliyor. HPV’nin yaklaşık 30 tipinin genital HPV
olarak bilindiğinin anlatıldığı sağlık sitelerinde, şu bilgilere yer
veriliyor:
“Bazı tipler rahim ağzı duvarındaki hücrelerde değişikliklere yol
açabilir. Tedavi edilmezse, bu anormal hücreler bazen kanser hücrelerine
dönüşebilir. Kadınlar arasında en sık görülen 2. kanser türü olan rahim
ağzı kanseri yüzünden, dünyada her 2 dakikada 1 kadın hayatını
kaybetmektedir. Hem kadınları, hem de erkekleri etkileyen yaygın bir
virüs olan HPV’nin, vücudu etkileyebilen 100’den fazla tipi vardır. Tüm
dünyada rahim ağzı kanseri kadınlarda, meme kanserinden sonra ikinci en
yaygın kanserdir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) güncel olarak tüm dünyada 2
milyondan fazla kadında rahim ağzı kanseri olduğunu tahmin etmektedir.”
Her yıl 490 bin yeni rahim ağzı kanseri olgusuna tanı konulduğunun
belirtildiği sağlık sitelerinde, WHO’ya göre her gün 650’den fazla kadın
rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybedeceği vurgulanıyor.
Kadınlar virüsle onlu yaşlarda karşılaşabiliyor
Bu yüzden rahim ağzındaki kuşkulu hücre değişikliklerinin kanser
öncülleri veya kansere dönüşmeden önce saptanmasına yardımcı olan Pap
testini içeren jinekolojik muayene hakkında doktorla görüşülmesi
gerektiğinin bildirildiği sağlık sitelerinde, şu ifadeler kullanılıyor:
“Rahim ağzı kanseri bir kadının yaşamı boyunca gençlik döneminden
itibaren çok nadir olmakla beraber herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir.
Rahim ağzı kanseri tanısı koyulan tüm kadınların yaklaşık yüzde 50’si
35-55 yaşları arasındadır. Bu kadınların pek çoğu onlu ve yirmili
yaşlarında Human Papillomavirüs (HPV) ile karşılaşır. Rahim ağzı
kanserini saptamanın birincil yolu Pap testidir. Jinekolojik muayenenin
(checkup) bir parçası olan Pap testi (Papanicolau smear olarak da
bilinir) serviks duvarındaki anormal hücrelerin servikal kanser
öncülleri veya rahim ağzı kanserine dönüşmeden önce saptanmasına
yardımcı olur.” Rahim ağzı kanserinin ileri evreye
ulaşıncaya kadar herhangi bir belirti göstermeyebileceğinin belirtildiği
sitede, hastalığın, anormal kanama, cinsel ilişkiden sonra kanama,
anormal akıntı ve kasık ağrısı şeklinde kendini gösterebileceği
kaydediliyor. |